- Çokbilgi.com - https://www.cokbilgi.com -

Kazak Yaşamı ve Kültürü

kazakistan türkleri kültürüKazaklar hakiki bir göçebe halk olup, bütün yıl boyunca bozkırda dolaşır ve ikametgahlarını her zaman sürülerine gıda temin edebilecek yerde kurarlar. Gelenek, adet, düşünüş tarzı, bir kelime ile Kazakların bütün hayat ve hareketleri mezkûr hayvan göçlerine sıkı sıkıya bağlıdır; bu yüzden, ancak Kazakların göçebelik ve hayvan besleme işlerini araştırdıktan sonra bu meselelere temas edebileceğim.

Göçebeliği, geniş bozkırda plansız bir dolaşma olarak düşünmemelidir. Ancak Kuzey Sibirya’nın tundra ve ormanlarındaki avcı aileleri plansız dolaşır, onlar, yalnız hayatlarını bir müddet sükunet içerisinde geçirmek imkanın veren ve tesadüfen rasladıkları bol av bulunan yerlerde biraz kalırlar. Demek, bu avcı ailelerini geçtikleri yollar, onların kendi arzularına bağlı değildir. Bundan dolayı bir bölge, avcı ailelerinden ancak pek az nüfus besleyebilir.

Bir av bölgesinde yaşayanların sayısı çoğalınca, halk, ren geyiği besleyerek bunlarla orman veya tundralarda göç etmek suretiyle, tesadüfen bırakılan av işini bir intizama sokmaya mecbur kalacaktır. Bu sefer ren geyiği sahibi, göç ederken hayvanının miktarını göz önünde bulundurmak zorundadır ve ancak sürüsüne zarar vermiyecek yollardan geçmiye mecbur olur. Fakat Kazaklar gibi çok hayvan besliyen halklarda plansız dolaşma katiyen tasavvur bile edilemez.

Hayvan besliyen kimse, pek tabii olarak her şeyden evvel sürüsü için en faydalı yerleri seçmeyi düşünür. Bu esnada komşuların menfaatleri birbiriyle çarpışmaya başlar ki, bu durumu İbrahim ile Lut’un çobanları arasında geçen hadiseye ait hikayede de görmekteyiz. Demek burada, arazinin muayyen bir şekilde taksimi ortaya çıkmaktadır; bir boy veya boyun kısmı muayyen bir arazi parçasını kendi mülkü sayar ve komşularının oraya girmesine müsaade etmez.

Boylar ise soy ve bunların bölümlerinden ibaret olup, bunlar da bir boya ait olan arazinin muayyen parçalarını kendilerine ait olarak bilirler. Bu suretle aul ve sullardan mürekkep birlikleri sıralanmış olduğu o kadar karışık arazi taksimatı ile karşılaşılır ki, bir seyyahın bu bölüm hakkında açık bir fikir edinmesi imkansız olur.

Bozkırda hayvan besliyen kimse için, bilhassa kışlak ve yayla olarak uygun yer bulmak işi de çok mühimdir, çünkü muayyen bir mevsim için her yer uygun gelmez. Mecbur kalınca, bahar ile güz mevsimini her yerde geçirebilir, çünkü baharda hayvanlar her yerde bol ot ve su bulabilirler, bunun gibi güzün dahi, fazla yağış yüzünden taze ot biter.

Buna karşılık, kışlak ve yayla muayyen şartlara bağlıdır ki, bunlar bulunmadığı takdirode hayvan yetişmez. Kışlak için seçilen yer, hayvanları mevsimin sertliğinden korumalı, yani rüzgardan korunmuş ormanlık veya derin bir vadi olmalı, aynı zamanda bol su ve odun bulunmalı ve otlaklar mümkün mertebe az kar tutmalıdır. Buna mukabil yayla için, göl ve akarsu boyları gibi, bol sulu açık ve düz sahalar tercih edilir, hayvanların haşarattan az mütessir olması keyfiyeti de mühimdir.



Kışlak için lüzumlu şartlar, dağlarda daha kolay temin edilen yaylalara nazaran daha çok olduğundan, göçebe nüfusun sıklığını ve hayvan yetiştirmenin tekamülünün temin eden cihet bilhassa kışlaklardır. Buna göre, göçebelerin yaşadığı bir memleketin durumu, kışlaklarının zenginliğine gör taayün eder ve geçen yüzyıllarda Kazak orduları arasında cereyan etmiş olan bütün mücadele ve savaşlar da, en iyi kışlakların ele geçirilmesi için yapılan daime birer gayret olarak mütalaa edilmelidir.

Şimdi Kazaklar için muayyen bölge ve kazalar tahsisi edilerek arazi mülkiyeti tertiplendikten sonra, kışlaklar için yapılan bu mücadelelerin arkası kesilmiş ve muayyen bir kalıba sokulmuş mülkiyet şekil bunun yerini almıştır. Şimdi de Kazak ailesinin sınırları muayyen bir kışlağı (kıstau) mevcut olup, bunlar irsen intikal eder ve ancak hukuki alım-satım senedi ile diğer bir aileye geçebilir. Böyle bir senet, her zaman birçok şahitler (komşu) önünde kaleme alınır.

Kışlağın bir elden diğer bir ele geçmesi, durmadan vuku bulan hallerdendir, çünkü kışlak sahalar için gösterilen ihtiyaç, bir kimsenin hayvan sürülerini büyüklüğüne tabidir. Mesela, bir Kazakın malı azalınca, kışlağını daha zengin komşusuna devretmek ister. Buna mukabil malı çoğalan Kazak da kışlağını büyütmeye, veya hiç olmazsa yıllık ödemelerle komşu kışlaklardan faydalanmaya çalışır.

Zengin Kazak, hayatı esnasında büyük oğullarını müstakil yapmak ister ve bu maksatla hayvanlarının büyük bir kısmını büyük oğluna verir ve kendi kışlağı dar geliyorsa, onun için yeni bir arazi satın alır. Eğer kışlağı yetecek derecede büyük ise, hayvan mevcudundan oğullarına isabet eden miras hisselerini ayırdıktan sonra, onlara hususi kışlaklar da tahsis eder. Pederden kalan malın ve kışlağın varisi küçük oğludur. sözcük türleri

Birkaç erkek çocuk varsa, hayvan sürüleri aralarında bölünür ve serbest bir kararla taksim edilmediği takdirde kışlak ortak mal sayılır. Fakat böyle bir hal çaresi küçük oğul için faydalı olmadığından, seyrek vuku bulur. Çünkü, hayvan miktarı kışlağa sığamayacak kadar çoğaldığı takdirde, en büyük erkek kardeş Kazak adetince yeni bir kışlak temin etmeye mecburdur ve bu esnada küçük kardeşlerinden ancak kısmen yardım görür.

Bir müddet sonra hayvan miktarı tekrar çoğalarak geri kalan kardeşler sığamadıkları taktirde, yine aralarından en büyüğü uzaklaşmaya mecbur olur, ta ki en küçüğü babalarının kışlağında yerleşip kalsın.

Böylece, hayvan miktarının artmasıyla bir ailenin kışlak sahası nasıl büyüyorsa, bu miktarın azalmasıyla de gittikçe küçülür, nihayet sahibi ondan vazgeçerek satar ve sürüsünün artan kısmı ile akrabalarına giderek muayyen hizmet karşılığında onların kışlak sahasından istifadeye hak kazanır. Bütün hayvanı ölmüşse, onun için bir işçi olarak çalışmaktan başka çare kalmaz.

Kışlak sahalar, komşulardan umumiyetle tabii sınırlarla ayrılacak şekilde bölünmüştür, demek bunlar dere, göl, tepe, yamaç vb. gibi nesnelerle hudutlanır; tabii sınırlar bulunmadığı takdirde direk ve taş gibi suni işaretler dikilir. Bir sahanın sınırı bütün akraba ve komşularca bilinir, dokunulmaz ve bunlar soyların himayesinde bulunur.

Kışlakların hepsi de aynı keyfiyette olmadığı için, muhtelif kışlak sahaların fiyatı da başka başkadır. Fakat, hali vakti yerinde olan her Kazak, satın alma, değişme veya kiralama suretiyle kendi kışlağının durumunu iyileştirmeye çalışır.

Kışlaklar bir şahsın mülkü sayıldığı halde, yaylar soyun müşterek malıdır. Benim bildiğime göre, yazlık sahaların aileler arasında taksimi hiçbir yerde vuku bulmamıştır. Burada, gerek zengin ve gerek fakir herkes, istediği yerde konmak hakkına maliktir. Tabii, böyle bir serbesti tam olarak ancak nazari olarak mevcuttur. Zengin ve itibarlı kimse, hiç şüphesiz en iyi yeri alacak şekilde hareket etmektedir. orkun kutlu

Kazaklar umumiyetle nisanın ortalarına kadar kışlaklarda kalır ve ondan sonra göç etmiye başlarlar. Umimiyetle 3-5 yurttan ibaret olan her aul, yaylada mümkün olduğu kadar uygun bir yer tutabilmek için yola çıkma zamanı ile yürüyüş yönünü imkan nispetinde gizli tutar, bununla beraber diğer aullarla ve bilhassa akraba ve dostlarla gizli konuşmalar cereyan eder; bunun üzerine aullar birdenbire harekete geçerek kararlaştırılan yere mümkün mertebe çabuk varmaya çalışırlar.

Saha daha önce işgal edilmişse, aul diğer boş yere gider. Bir aulun hareketi üzerine, umumiyetle civardaki bütün diğer aullar onu takibeder, herkes mümkün olduğu kadar çabuklukla hazırlanarak yalnız müsait olan yeri değil, yanı zamanda daha fazla ilerlemek için uygun olan ve yaz ortasında otlak olabilecek yere götüren yol üzerinde bulunan sahaya varmaya çalışır. Baharın başlangıcında, daha çimenler zayıf iken, aullar bir yerde ancak pek az bir zaman kalabilirler, bu suretle hemen her iki üç günde bir yerlerini değiştirirler. Fakat yaz başında otlar büyüdükten sonra, çok defa bir yerde haftalarca kalırlar.

Yaz ortasında hareket tekrar çabuklaşır, fakat güzün sular fazlalaşınca yine ağırlaşmaya başlar. Yayladan dönüş, bütün bozkırda takriben ağustosun ortasında vuku bulur ve umumiyetle baharda geçilen yol üzerinde cereyan eder. Güz ikameti umumiyetle eylülün 15’inden ekimin 15’ine kadar sürer, bundan sonra derhal kışlaklara dönülerek burada kasımın başlarında yerleşilir.

Yaz ve güz karargahları aileye göre değil de boylara göre tertiplenir, aulların taksimatı da boy ihtiyarları ile diğer nüfuzlu kimselerin elinde olur. Bu esnada her zaman hak ve doğruluğun hakim olmıyacağı tabiidir, çünkü Kazak atalar sözü aşağıdaki cümleleri boşuna söylemez:

Kalabalık ailelerin fertleri neden bahseder?

Onlar, daha küçük ailelere karşı yaptıkları haksızlıktan bahsederler.

Küçük ailelerin fertleri neden bahseder?

Onlar, kalabalık aileler tarafından kendilerine yapılan haksızlıktan bahsederler.

Haksızlık ve zorbalığa karşı biricik müdafaa silahı, işte böylece aile ve komşuların muayyen şahısların idaresi altında meydana getirdikleri sağlam birliktir; bu birleşme, soyların daima yeniden gruplaşmasının çekirdeğini teşkil etmektedir.

Kazaklar kışlaklara ancak deve, sığır ve koyun sürüleriyle çıkarlar. At sürülerini, kışlaktan ancak 15-20 verst uzaklıkta bulunan güz karargahında bırakırlar. Onlar burada, derin kar yağıncaya kadar kalır, sonra da yaylalara ve bilhassa su çok olduğunda yazın kullanılmadan kalan sahalara veya şiddetli yağmur dolayısıyla güzün tekrar ot biten yerlere sürülürler.

Halkın ancak fakir veya orta sınıfı bütün sürüleriyle şimdi anlattığımız devri takibederler. Zenginler ise, sürülerini hiçbir zaman aynı yerde otlatamazlar. Onlar koyun, at, sığır ve deve sürülerini birbirlerinden ayırarak, her cinsin kendisine uygun yerlerde ayrı devirler yapmasını temin ederler. Bundan dolayı hayvanlar en iyi bir şekilde zenginlerde yetişir, çünkü her cins hayvan kendisine uygun beslenme neticesinde en iyi neşvünemayı bulur.

Mesela develerle koyun ve keçiler, Kazakların köppök ve cÑsan dedikleri bitki gibi kuvvetli kokusu olan sert otlardan hoşlanırlar, hatta develer dikenli otlarla ve kışın ince söğüt dalları ile de kanaatlanır. Buna mukabil at, kaya çatlakları arasında biten ince dağ otunu (betäkä ve torlau) çok sever, sığır ise çayırlıktaki yumuşak çimleri beğenir.

Kuzey bozkırındaki düzlük ve tepe dalgaları üzerinde bulunan yurtlardan müteşekkil sıralar o kadar karışık ve birbirini kat eden hatlar halinde bulunur ki, işin içinde olmayan bir kimsenin bu karışıklık içerisinde yol bulması imkansızdır. Yüksek dağ sırtlarının birçok yerde ebedi kar sınırına kadar yükseldiği güney bozkırında ise göçebelik devri coğrafi şartlarla tanzim edilmiştir.

Bozkır sathından daha aşağıda bulunan ve sahillerinde seyrek ağaçlık ve kavaklar gözüken nehir vadisi, rüzgarlardan korunmuş olup yakıt malzemesi de bol olduğundan, kışlak için uygun gelir. Yazın alçak yerlerde oturmak imkansızdır, çünkü sinek, sivrisinek, at sineği ve tatarcık gibi sayısız haşara sürüleri hayvanları mahvedebilir. Bundan dolayı Kazak, yazın alçak araziyi terkederek dağlara yükselir.

Baharda sürüsünü, dağ yamaçlarını güneşe bakan taraflarında otlatır, çünkü burada mezkur mevsimde, kar yığınlarından sızan suların tesiriyle bol ot peyda olur. Gittikçe şiddetlenen güneş otları yakmaya başlayınca, açık düzlükler üzerinde daha fazla yükselir ve yazın ortasında ebedi karı kenarına vararak, yılın en sıcak zamanı burada tatlı bir serinlik içerisinde geçirir. Sıra halindeki yurtlar, güzün tekrar vadiye doğru inmeye başlar, fakat bu sefer açık dağ yamaçlarına değil de, güneşin otları henüz mahvetmediği kuytu boğaz ve vadi aralıklarına konarlar.

Kazakların göçebeliğinden aldığımız yukardaki kısa tasvir de ispat ediyor ki, hayvan, istep ahalisi için hayatın şartı ve onun varlığının bir vasıtasıdır; hayvan kaybı insanları da açlıktan ölüme sürükler. Onlar hayvana, umumi bir isim olarak mal derler (aslında Arapça bir sözdür). Hayvanların ne kadar yüksek tutulduğu, selamlaşırken mal canıng amanna (malın canın sağ mı)? cümlesinin kullanılmasından da anlaşılmaktadır; sözler öyle sıralanmıştır ki, önce hayvanların ve sonra da adamların sıhati sorulur.

Kazakların beslediği hayvanlar beş cinse ayrılır: Koyun, keçi, sığır, at ve deve. Kazak, umumiyetle sığırdan daha fazla koyun ve keçi besler. Bununla beraber, bu cihet çok defa yerin durumuna da bağlı olur, mesela Akmolla bölgesinde koyun, Karkaralı bölgesinde ve Semipalatinsk bölgesinde kuzey kısmı ile Kulunda’da sığır besleme üstünlük gösterir, halbuki doğu bozkırının güney kısmında yine koyun ve dağlarda ise keçi çoktur.

Deve, her tarafta ancak pek az miktarda beslenir, halbuki at yetiştirme, sahibi için daha az fayda temin ettiği halde çok daha geniş bir yer tutmaktadır, bunun sebebini herhalde, halis binici olan bu halkın, at beslemeyi içten gelen bir ihtiyaç olarak düşünmesinde aramalıdır.

| « Önceki Sayfa « |

| » Türk Bozkır Göçebeleri « |